Efsane ve Rivayetler

 

MAL GUZU

 Efsaneye göre:

 “Mal Guzu’ nun guzunda, 

Güneyinin düzünde.

Altın kaşık, gümüş beşik,

Yedi kulplu kazanın içinde” derler.

 Darboğaz Kasabası’nın Çukuryayla mevkiinde (hâlâ harabeleri mevcut) bir Rum şehri varmış. Bu şehir Suduran – Tarzın Kalesi’ne bağlı imiş.

 

Bu şehrin ruhbani lideri olan papazın hiç oğlu olmamış. “Allah bana bir oğlan çocuğu verirse; altın kaşık, gümüş beşik yaptırıp, yedi kulplu kazanda yemek pişirtip halkıma yedireceğim” diye dilekte bulunmuş. Allah da bu papazın dileğini kabul ederek bir oğlan çocuğu vermiş…

 

Sonunda bu çocuk ölür. Yaptırmış olduğu altın kaşığı, gümüş beşiği ve yedi kulplu kazanı bir mezar kazdırarak ölen çocuğu ile birlikte Darboğaz sınırları içindeki (Mal Guzu) denilen bir yere gömdürür. Bu işi, yanında görevli olan yardımcılarına (On iki havariye) yaptırır. Görevlendirdiği bu kişilerin dillerini önceden kestirerek dilsiz (lâl) olmalarını sağlar. Amaç: Mezarın yerini sonradan başkalarına anlatmalarını önlemektir. Görevlerini tamamlayan bu dilsiz kişileri: “Sizi azat ediyorum” diye bir daha dönmemek üzere salıverir. Papaz, şehre geri dönerek ve askerlerine emir verip bu on iki kişiyi öldürtür.

 

İçinde altın kaşık, gümüş beşik ve yedi kulplu kazanın bulunduğu papazın çocuğuna ait olan mezar; papazın ölümü ile de sırra kadem olup gider.

 

NOT: Efsanede anlatılan bu mezar; defineciler tarafından kaçak kazılar yapılarak; günümüzde hâlâ aranmaktadır.

 

 

SUDURAN (SIDIRAN) – TARZIN KALESİ’NİN FETHİ

 

Çok eskilerden beri anlatılan bu efsane (Türk - İslam Ordularının Anadolu’yu fethi sıraları) Suduran – Tarzın kalesinin fethini içerir.

 

Suduran – Tarzın kalesinde; Tarzın adında bir derebey otururmuş. Burada uzun bir zaman hüküm sürmüş. Türk – İslam Orduları, büyük öneme haiz olan bu kalenin fethi için, kaleyi kuşatmaya almışlar. Fakat kale bir türlü düşmemiş.

 

Kuşatmayı yapan ordu komutanı, kuşatmayı sürdürmek için ‘Porsuk Yaylası’ denilen yere karargâhını ve çadırını kurdurarak ordusu ile beklemeye başlar. Komutan, bindiği atın bakımı için hizmetkârını görevlendirir. Hizmetkâr atı alarak otlu bir alana sikke ile bağlar. Akşam olunca yere çaktığı sikkeyi çekince yerden su fışkırır. Hizmetkâr hemen komutanın çadırına gelerek durumu anlatır. Komutan, görevlendirdiği askerlerle birlikte suyun çıktığı yere gelerek etrafını açtırır. Ortaya, kaleyi besleyen su boruları (Künk) çıkar.  Komutanın emri üzerine bu  su künkleri parçalanarak; kaleyi besleyen suyolu kesilmiş olur.

 

Bunun üzerine komutan: Kaleyi kısa zamanda teslim ederler düşüncesiyle kuşatmayı sıklaştırarak bekler. Kalede bulunan yedek suların bitmesi ile zor durama düşen kale komutanı ve askerleri; bahada ağır, batmanda hafif değerli eşyaları alıp kalenin kuzeye bakan tarafından kaleyi terk ederek Gümüş Köyü’nü, oradan da Tekne çukur Köyü’nü aşarak Gavursindiren’e inerler. Bunu haber alan Türk – İslam Ordusu komutanı ve askerleri, kaçan kale komutanı ve askerlerini Gavursindiren (Çiftehan Kasabası ile Tabaklı Köyü arasında bir gedik) denilen yerde sararak esir alıp, yok etmişlerdir.

 

NOT: Darboğaz kasabasının gündoğusunda yer alan ‘Suduran – Tarzın Kale’si, yalçın kayalar üzerine yapılmış ve büyük bir bölgeyi (Hasan Dağı, Gülek Boğazı ve İpek Yolu dâhil) kontrolü içine alan tarihi çok eski bir kaledir. Burçları, fırınyıkığı ve su sarnıcı hâlâ mevcuttur.

 

 

ÇOCUKLU KAYA

 

Bu efsanenin, Türklerin Anadolu’yu yurt edindikleri yıllarda hayvancılıkla uğraşan Türkmen göçerlerine (Yörükler) ait bir obada geçtiği söylene gelmektedir.

 

Hayvanlarını kışın Çukurova’da kışlatan ve havaların ısınması ile Torosların eteklerine çıkan böyle bir aşiret oymağı çadırlarını yaylalara kurarlar. Bir gün, böyle bir obada yaşayan iki çocuk; verilen görev üzerine develerini alarak meralara otlatmaya çıkarlar. Deve, daha taze ot bulmak için yüksek bir kayanın üzerine çıkar. Çocuklar da develerini takip ederek bu kayanın başına çıkar. Çıktıkları yer; ancak bir yüklü hayvanın geçeceği şekilde yolla bağlantılıdır. Çocuklar develeri ile birlikte akşamüzeri çadırlarına dönme hazırlığı yaparken; Allah’ın hikmeti ile büyük bir sarsıntı olur ve çıktıkları yol yıkılır.

Çocuklar inmek için sağa koşar, sola koşar. Ama ne çare? Bir türlü inmek için imkân bulamazlar. Sonunda bütün imkânları tükenen bu iki çocuk ellerini havaya kaldırarak; “Allah’ım bizi ya taş et, ya da kuş et” diye yalvarmaya başlarlar. Allah da bu iki çocuğun yalvarmalarına dayanamayarak; çocuklarla birlikte develerini kayanın başında taş eder.


Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
CANLI YAYIN KAMERALARI

 

Video Galeri Arşivi

Site İçi Arama
Anket
Tavsiye Et
Ad, Soyad:
Gönderen:
Alıcı:
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
Reklam Alanı

Bu alana reklam verebilirsiniz.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

..

İçerik Rss - Haberler Rss

Tasarım ve Programlama: Efkan KAYA